..? ? ?.. Why?? Niçin kimilerine uzağım ben.. Niçin kimine çok yakın..? Kimilerine niçin içim ısınmıyor..? Kimileri ise içime sığmıyor,, niçin..?? Kimileri mecburiyetim oluyor, kimisi ise servetim.. Kimileri gülen yüzüm olurken, Kimisi de ömrüme zulüm,,why..?? Kimileri canım, sol yanım,,
kimileri ise sabrım, sanki imtihanım.. Why Allahım whyy ? whYYYyy..
tesadüfe bakar mısın pek sevgili bloğum, paylaşımım ile aynı dertden muzdaribiz şu vakit, birbirimizden biraz hallice,, kendimizce serzenişteyiz 'why' diye..
Halet-i ruhiyemi bu kare ile özetleyebilir miyim ki acep..!?! Bu resme baktigimda iç dünyamı görüyor olmak, korkutucu olmaktan ziyade beni farazi bir boşluğa doğru iteliyor ne yazık ki..! Aslında yazmak istemiyorum, gelin görün ki; saçmalamazsam eğer, ruhum iki saç teli arasında sıkışmış ve elektrikli kör bir testere nispetinde, kırık bir tarağın hoyratlığına maruz kalacak hissiyatına kapılıyorum.. Hal böyle olunca, yazmak- yazmak daha da yazmak istiyorum.. Ne kadar yazarsam yazayım yazışlarımin nihayete erecegi yok gibi dostlarım.. Okuduğum kitapları yazip cizip karalamaktan sebep, kitaplarla bile aram bozuk bu günlerde.. Geceyi aydınlatan aya bir çengelli iğneyle iliştiriversem şu vakit ruhum açılırdı zannımca.. Vakit gece yarısı.. Sabah iş var ama uykum yok, Keyfim de yok ama hayatı normal seyrinden edecek bir anormallikte.. Beynimde cereyan eden olaylar, olağanüstü bir sekilde vuku buluyorlar.. Yok hayır, kafam yerinde lakin ruhumdan bihaberim.. Şu http://www.dailymotion.com/video/xghj4q_cuneyt-ergun-cuceler-yaptirdim-icime-teleften-b-g-m_music paylaştığım şarkının muazzam sözlerini sabahtan beri kendime armağan ediyorum.. Amuda kalkmis düşüncelerimi hizaya getiren şarkilardan biridir kendileri.. Peki ya cüceler mi ?? Kuleler ile birlikte onlar da yerle bir edildi.. Neyse, iyi geceler dostlarım, elbette 'iyi' olmak mümkünse..!!
Birşeyler saçmalamayalı epeyce oldu.. Özledim buradaki dutluğumu.. Sanırım yine uykusuzluk hastalığım nüksetti yorgun bedenime, yoksa ruhum mu demeliydim.. ?
Gecenin huzura denk düşmesi gerekirken, hüzün aralıyor yine kapımızı.. Ne iştir bu ? Bu ne yaman bir çelişkidir dostlarım?
Sizlerle şunu paylaşmalıyım zannımca..; Anlamını bilmediğim şarkıları dinlerken anlamlandırdığım pek çok şey var.. Peki ya anlamlandıramadıklarım..? Boşa koyup dolduramadıklarımla, doluya ilave yapamadıklarım.. Onlar ne olacak dostlarım ? Mevcudiyetlerini idame ettirmeye devam mı edecekler? Etmesinler.. Etmemeliler..!! Sancılı zamanlardayım vesselam.. Keşke hayat; her vakit güzel, güneşli günler tadında. yaşanabilir kıvamda olsaydı hepimiz için.. Keşke, içinde 'keşke'ler barındıran cümleciklerimiz saklandıkları yerlerde kalıverselerdi biraz daha.. Amuda kalkmış düşüncelerim, kah hicaz makamından kah dügahtan takılırlarken kendi aralarında, onları EXO ile bastırmam bile mümkün olmuyor ne yazık ki..!!
Acaba bir gün, herşey olması gerektiği gibi olacak mı dersiniz ? Belki de olması gereken bu mudur ? Bence bu olmasa gerek..! Eğer böyle olmaya devam ederse öyle olmaz, öyle olmazsa da olması gerektiği gibi olmaz hiçbirşey.. Böyle olmaya devam ederse şayet; balıklar kumlarda yüzmeye başlarlar, kışları günler uzun geçer, yazın kestane sezonu açılır, ben gündüzleri ofiste dizi izler, geceleri evde fatura işlerim, babam EXO-L olur, annem müteahhitliğe başlar.. Durumun ehemmiyetini anlatmaya sanırım yeterli olmuştur bu örneklemeler.. Her neyse işte dostlar.. Acı ve hüzün bir şekilde eziyor kaburgalarımı,zı, ciğerlerim,iz deliniyor,, ruhum,uz çift ütüye maruz kalmış bir kıvamda.. Tek ayak üstünde denge denemeleri yapmaktayım.z.
Doktor hanım, maşallahlık derecesinde iyi olduğumu söyledi geçen, güldüm bende içimden..
Dengesizlik denizinde yüzme denemeleri yaparken, dengede olduğumun söylenmiş olması tam bir ironi.. 'Hanım hanım, hele azcıkta ruhumu inceleyiverin hayrınıza..' diyecektim de tebessüm etmekle yetindim.. Nihayetinde KBB poliklinikliğindeydim..
Huzurun sesi nedir sizce ? Bence huzurun sesi sessizlikten gelmekte.. Çok ses var içimde dostlarım.. Belki de bundan mütevellit ben müziği hep son ses dinlerim.. Neyse, haydi 'sessiz'ce kalın o vakit..Yani bu vakit..!!
Zayıflayanlar, bir deri bir kemik kalanlar, çok sigara içenler, yemek önündeyken ancak onu buz olup soğuduğunda tesadüfen fark edenler, evet onlar da var! Ne çok varız. Aslında ne kadar da fazlayız! Otobüslerde, otobanlarda, alış-veriş merkezlerinde, parklarda, okullarda, iş yerlerinde.. İşe yaradığımızı fark ettiğimizde büyüyen, kocaman olan egolarımız, popolarımız da var! Varız ama, varlığa tahammülümüz yok..!
Göz önünde, birbirimizin gözünün içine dikip gözlerimizi, öldürmek istiyoruz sevdiğimiz, sevmediğimiz herkesi! En büyük benim, en büyüğüm ben, ben, yalnızca ben..! Hep olan bu..
"Ben'le" yola çıkan büyük insan modelleri.. Birini sevdiğimizde de kullanıyoruz o egoyu. Hüküm kurup, saltanat sürmeye başlayana dek kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez düsturuyla kendimizi kabullendirmeye çalışıyoruz, o dönem sürekli veriyoruz, hem de ne isterse; zaman, güzel sözler, para vesaire.Ve bunun içinde de sevgi var. Bunu söylüyor olabilmekten utanç duyduğumu bilmelisiniz sevgili dostlarım.. Sevmek bir nevi öldürmeye teşebbüs! Kendinden kurtulamayan, bir başkasını sevmemeli, hatta bir başkasıyla veya başkalarıyla aynı yerde de olmamalı..
Her neyse boş verelim bunları da; beş taş oynar mısınız? Yanıtınız evet mi.. Peki gidin şimdi beş adet taş bulun.. Beş taş oynamak için, beş adet taş gerekli..
Ailecek gördük beğendik, yetmedi bağrımıza bastık.. Özellikle de ben O' nun için büyük fedakarlıklar yaptım da geldim.. Zaman ayırıp ilk defa bloğumda bir dizi tanıtımı yapmaya karar verdim.. Yaşı yaşıma, huyu huyuma, tipi zevkime uygun.. Allah'ın emriyle aşık oldum ben bu çocuğa..Müsadenizle benim olsun.. Ol/a/maz mı ki dostlar..???
Hiç durmadan, bıkmadan usanmadan Ji Chang Wook'tan bahsetmek istesem de kendimi dizginleyip dizimizin tanıtımına geçelim artık..
Öncelikle bu yılın en'leri arasına adını altın harflerle yazdıracak bir diziden konuşacağımızı söylememezlik edemeyeceğim.. Healar yani bizdeki manasıyla 'Şifacı' olan çocuğumuz aslında bir tabip falan değil ha dostlar! Esas oğlanımız ayakçı olarak adledebileceğimiz bir gece kuryesi görevinde. Ortağı olan ajummanın dehşet-ül vahşet olan hacker yeteneği, son teknoloji ile donatılmış ekipmanları ve pire gibi ordan oraya zıplayışları ile bu çocuk alanında en iyisi..! Sormadan sorgulamadan sadece kendisine verilen işi yerine getirmek gibi bir iş ahlakına sahip, tek derdi; kendisine Pasifik Okyanusu'nda bir ada satın alarak gencecik ömrünün geri kalanını masmavi sularda, palmiyeler altında bir leopar ya da kurdu besleyip eğitmek olan esas oğlumuz Healer'a yani Park Boong Soo yani aslında Jung Ho'ya (hangisini isterseniz öyle seslenin) bir gün yine bir görev verilir.
Görevi; Kim Moon Ho adlı ünlü muhabirin yıllardır aramakta olduğu Jin Ah isimli ilk aşkını bulmaktır ve o kişi de yani diğer bir adıyla Chae Young Shin, orta düzey bir internet haber sitesinde magazin gazetecisi olarak çalışmakta olan esas kızımızdan başkası değildir.. Diziyi izledikçe Chae Young Shin hakkındaki gerçekleri ve Moon Ho’nun neden onun gerçek kimliğini araştırmak istediğini öğreneceksiniz dostlar. (İlk aşk bahane yani..) Bu arada kızımız evlatlık alınmıştır ve geçmişine dair herhangi bir olay hatırlamamaktadır.(Tabii istisnai durumlar da mevcut.) Her neyse olay günümüzde yaşanıyor olsa da aslında ipleri taa 1980'li yıllara uzanmakta..Healer ismi de o yıllarda üniversitede okuyan ve ülke sorunlarına, kısıtlamalarına karşı baş kaldıran bir grup arkadaş topluluğunun çıkardığı derginin isminden ileri gelmekte. Kendi kurdukları radyo--gazete yayını ile mevcut düzende var olan düzensizliği var güçleri ile kamuya duyurmaya çalışan, derken tesadüfen bir mafyanın ağına düşen ve iki arkadaşın öldürülüp, birinin sakat kalması, birinin kayıplara karışması diğerinin ise çok yüksek mevkilere gelmesi ile bir bakıyoruz ki hoopp günümüze kadar geliyor bu olay örgüsü..Dahası bugün yaşanılanların hepsi, aslında yaşanmış dünlerin yarınlara gebe bıraktıklarından farklı da değil..Neee..Değil miii ?? Şaka şaka..Farklı tabiki de dostlar..Dizimizin baş rollerinden ünlü gazeteci Kim Moon Ho’nun abisi ve arkadaşlarının bu mafyanın kötü emellerine alet olmasıyla 2015 yılına uzanan bir hikayeyi anlatıyor Healer. Ve tabi başka şeyleri de.. ;) Konunun güncelliğine geri dönersek; esas oğlanımız kendisine verilen görev üzerine, kızımıza yakın olup onun hayatını daha detaylı araştırabilmek için kızımızın çalıştığı iş yerinde muhabir Park Boong Soo ismiyle göreve başlar. Gerçeğinin tam zıttı, yani tüm hücrelerinin korku kanallarını online yaparak yaşayan çok tırsak biri olarak karşımıza çıkar bu Park Boong Soo ama 'gecelerin adamı' Healer olduğunda ise sanırsınız ki bir 'Kara Şovalye' bir 'Herkül' bir 'Battal Gazi'nin Oğlu.':p :)
Kızımız ise bıcır bıcır, neşeli, eğenceli aynı zaman da hırslı, azimli, gayet zeki gayet aklı selim ve bir o kadar da çatlak bir yapıdadır. Yani hepsinden biraz mevcut kendisinde..Ha birşey daha var ki, es geçmek ayıp olur; Chae Young Shin kızımız hangi durum karşısında olursa olsun; önce kendini değil, hep başkalarını düşünür, yanındakini korumaya çalışır ve kendi başına herşeyi halledebileceği inancındadır..Ee tabi ki bu dizi bile olsa imkansızdır dostlar..!!
Tip! : Özellikle kızımızın bu fotoğrafını paylaşmak istedim.. Because, sanki bu karelerde güneşi yudum yudum içiyormuş gibi hissettiriyor bana..Sizce de öyle değil mi.. :) 'Halkın sesi', 'güçsüzün gücü', ünlü ve bir o kadar da boylu poslu, yakışıklı muhabirimiz Kim Moon Ho'dan da kısaca bahsetmek gerekirse; geçmişteki olayların günümüze taşınmasında elbette büyük bir rol oynamaktadır kendileri. Bile bile sınırları aşıp, sonradan da süt dökmüş kedi gibi mahzun ve bir o denli mahçup bakışları dizi boyunca çok hoştu doğrusu.. (Tabi ki abisine ve onun, sünepe - iç güveysi tipli sağ koluna karşı olan tavırlarını saymazsak.)
Vee sıra geldi Ajumma'mıza.. Renk renk, desen desen pijamaları, meşhur kimbap yapışları,örgü örüşleri ve elbette yüksek voltaja maruz kalmış o tavuk gubarığı gibi kabarık saçları ile süper hackerliğinin yanı sıra dizi boyunca size keyifli bir görsel show sunuyor Ajumma'mız Jo Min Ja dostlar.. :) Ajumma'mız Healer'imizin ortağı hatta yakışıklı oğlumuz emirleri bu hanım ablamızdan almakta..
Neyse devamını diziye saklıyoruz :D
İlk başta da belirttiğim gibi bu yılın en sevilenleri arasına çoktan adını yazdırdı, içinde bol aksiyon, bol romantizm ve komedi barındıran bu güzelim dizimiz.. Ve başrol oğlumuz çoktaannn biz korefanları tarafınca didik didik araştırılıp, tüm SNS hesapları tarafımızca yakın takibe alındı bile.. (Yani en azından durum benim için böyle.. :)
Yine 'Healer'e ait birkaç güzel fotoğraf ile veda ediyorum sizlere dostlarım..Başka sohbetlerde görüşmek üzere 'güzel' kalın.. ^.^
Her hali tatlı, her hali sevilesi yaratık *-*
Artık, senden sebep; genç kızlar çatı katlarına taşınıp, yüksek yerlerde yaşamak isteyecekler senin haberin yok Hillooo..Ola ki bir ihtimal; uçarken, koşarken yolu sapar da bize, derken şu gönlümüze bir 'Healer' denk gelir temennisi ile :D
Soru:Sevdiğim şeyler? Jung Ho:Yüksek yerler, ilk kar, küçük elleri, beyaz yatak, onun saçları.. Sevmediğim şeyler ise beni bunlardan uzak tutan herşey.. ***** Chae Young Shin :Onun çıkardığı fotoğraf çekme sesi, büyük elleri, gülen gözleri ve kocaman sarılması. Sevmediğim şeyler ise beni bunlardan uzak tutan herşey..
Selam dostlar! Bu gece yazılanlara eşlik edecek harika şarkımız bir film OST''u olan 'Me To You, You To Me'. 'The Classic' filminin konusu ise duygusal, ağlamaklı bir aşk hikayesi olmakla birlikte bir çocuğun, annesinin geçmiş yaşamını yeniden yaşıyor olması, geçmişin yansıtılmış ayrıntıları ve rastlantıları tek tek karşısına çıkarmaya başlaması olarak özetlenebilir. l<>>>>Her neyse, gelelim biz kendi konumuza>>><> Konumuz; anlamlandırılamayanlar, artık bir anlamı olmayanlar, anlamsız kalanlar.. Anlam veremediğim çok şey var dostlar, ama anlamını yitirenlerin yanında onların esamesi okunmaz tabii. Ötekileşmek kadar kötü olan bir şey var mıdır sizce? Sen kendinle kavga ederken, zamanın elleri yakandadır.. Bazı insanların yeri ne yaparsan yap ayrıdır. Aslında direndiğin şeyle, dilediğin şey aynıdır.. Neyse daha fazla yazasım kalmadı şu vakit ,, iyi geceler dostlar..
Selam dostlar! Yine herşey tüm sıradanlığıyla mevcudiyetini korumakta ve ben tüm bu sıradanlığı gecenin bu yarısı bu şiirle noktalıyorum;
Nazım'dan.. <>>>>>><>
Sevebilirim,
hem de nasıl,
dile benden ne dilersen,
canımı, gözlerimi.
Kızabilirim,
ağzım köpürmez,
ama devenin öfkesi halt etmiş benimkinin yanında,
devenin öfkesi, kinciliği değil.
Anlayabilirim
çoğu kere burnumla,
yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak
ve dövüşebilirim,
doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum her şey için, herkes için,
yaşım başım buna engel değil,
ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı.
Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni.
Yazık..